BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

17 Aralık 2009 Perşembe

mayıs


eksiksiz bir hayatın içinde fakat etksik bir kalple ne kadar yaşayabilirse bir canlı,
sadece o kadar nefes çalıyorum hayattan.
ne bir gram eksik, ne de bir gram fazla.
Nefes dediğim sadece sigaradan ibaret.
Nefes dediğiniz sadece sevgilinizden ibaret.
Çünkü ben sigaramı o gittikten sonra onun yerine koymuştum.
Adı aşk olmuştu, adı sevgili olmuştu. Aslında sadece bir paket Muratti'ydi.
işte böyle büyük fark var aramızda.
böylesi bir uçurum, böylesi bir uç nokta, böylesi bir üçlem hatta ikilem var işte.
Anlamadınız beni, anlamazsınız da. düşüncelerinizi öne süremeyecek kadar çekingen kalbiniz.
öyle çekilmişsiniz ki, içinize kaçmış tüm haykırışlarınız. bundandır sürekli kendinizle çelişkilerde yatıya kalmanız.
-şimdi size anlatacaklarım bir haykırış, bir özlem, bir hasret bir aşk ve bir CAN'dan kalan son kırıntılar..
Anlamayın, anlamayın ki mabedimde gömülü olan orda huzur bulsun..


Gözlerini kapatmış bir şehir gibi uyuyorsun yanımda. İçinde insanların hayalleri, içinde insanların kederleri.. Rüyalarından geçenler.. Rüyalarından bembeyaz bir ışık geçiyor. Rüyalarında, o battığın, o hayatının en pislik aşkı için efkarlandığın, içtiğin, sçtığın, ruhunu, bedenini yerden yere savurduğun, bir çok dostunu kaybettiğin, yaraladığın o lanet, o bok çukuru olan, yani kısacası büyüdüğün sokaktan, bembeyaz bir ışık geçiyor. Hayranlıkla baka kalıyorsun. Bir ilah gibi hayran oluyorsun. Bir ilaha tapar gibi tapmak istiyorsun o ışığa. Çoğu zaman kendini bulduğunu sandığın, çoğu zaman da benden bir adım uzaklaşmana bahane olan bir ışıktı o. O ışığı sevmiyordum. Işığın olmak istiyordum sadece. Bu yüzden suçluydum gözünde. En ağır cezaya çarptırılmalıydı onyedi yaşım. En zehirli gözyaşlarıyla sulanmalıydı yüzüm. Ben hayatımın en saf en temiz aşkını yaşarken kendi içimde, sen yaşadığım duygunun adını aşk koyduğum için gülüyordun. Çünkü 21 yüzyılda aşk kelimesi şıpsevdi sakızlarının içinde hammadde olarak içindekiler bölümünde yeralıyordu. Ve sen benden önce defalarca çiğnemiştin o sakızı. Ben bunu daha yeni anlıyorum..
Yanağına bir parça öpücük konudurup uyandırdım seni. Aslında uyuma isteği değildi gözkapaklarının kapanma sebebi. Sadece o rüyayı görmekti. Ben se sana milyonlarda seviyorumlar biriktirmiştim avucumda gittikçe yobazlaşan bi türkçeyle. Üstelik mevsimlerden de yazdı. Yani benim bunları yaz mevsiminde anlayıp yazmam lazımdı. Bu ızdırabı yaz mevsiminde sindirip, dindirmem lazımdı. Çünkü yaz mevsimi, farzdı. Yaz mevsiminde her aşık, 382 km geride bıraktıkları sevgililerine birkaç satır bir şeyler karalayıp, üzerine sıvayı çekerlerdi. Çünkü yaz en yapmacık mevsim, en aşk dolu mevsimdi. Belki de bu yüzdendi bu kadar kırılıp, unufak olmam.
Ama sen benim bir kaç santim uzağımda uyuyorsun yine de. Ben yüzlerce kilometreyi sadece bir kaç santimetreye çevirip yanına gelmişken, sen sadece uyuyorsun. Uyu sevgilim. Uyku iyi. Zaten uyanırsan adı karışır tüm mevsimlerin, secereleri karışır bütün ayların. Sen uyu zaten hep. Eğer uyanırsan, saklandığı yerden taşar mabedim. Tüm sınır çizgilerim mayınlarla patlar. Uyu ve sakın gelme bana. Uyanırsan, kırmızı adından utanır, adını rededer. Yaz mevsimi beni redered, mayıs ayı bizi rededer. Tarih geçmişi rededer. Tüm dengeler suyun içine batmış gibi alt ve üst kavramına yenik düşer. Uyu se savgilim. Uyu ki büyümeye devam et..