BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

17 Aralık 2009 Perşembe

mayıs


eksiksiz bir hayatın içinde fakat etksik bir kalple ne kadar yaşayabilirse bir canlı,
sadece o kadar nefes çalıyorum hayattan.
ne bir gram eksik, ne de bir gram fazla.
Nefes dediğim sadece sigaradan ibaret.
Nefes dediğiniz sadece sevgilinizden ibaret.
Çünkü ben sigaramı o gittikten sonra onun yerine koymuştum.
Adı aşk olmuştu, adı sevgili olmuştu. Aslında sadece bir paket Muratti'ydi.
işte böyle büyük fark var aramızda.
böylesi bir uçurum, böylesi bir uç nokta, böylesi bir üçlem hatta ikilem var işte.
Anlamadınız beni, anlamazsınız da. düşüncelerinizi öne süremeyecek kadar çekingen kalbiniz.
öyle çekilmişsiniz ki, içinize kaçmış tüm haykırışlarınız. bundandır sürekli kendinizle çelişkilerde yatıya kalmanız.
-şimdi size anlatacaklarım bir haykırış, bir özlem, bir hasret bir aşk ve bir CAN'dan kalan son kırıntılar..
Anlamayın, anlamayın ki mabedimde gömülü olan orda huzur bulsun..


Gözlerini kapatmış bir şehir gibi uyuyorsun yanımda. İçinde insanların hayalleri, içinde insanların kederleri.. Rüyalarından geçenler.. Rüyalarından bembeyaz bir ışık geçiyor. Rüyalarında, o battığın, o hayatının en pislik aşkı için efkarlandığın, içtiğin, sçtığın, ruhunu, bedenini yerden yere savurduğun, bir çok dostunu kaybettiğin, yaraladığın o lanet, o bok çukuru olan, yani kısacası büyüdüğün sokaktan, bembeyaz bir ışık geçiyor. Hayranlıkla baka kalıyorsun. Bir ilah gibi hayran oluyorsun. Bir ilaha tapar gibi tapmak istiyorsun o ışığa. Çoğu zaman kendini bulduğunu sandığın, çoğu zaman da benden bir adım uzaklaşmana bahane olan bir ışıktı o. O ışığı sevmiyordum. Işığın olmak istiyordum sadece. Bu yüzden suçluydum gözünde. En ağır cezaya çarptırılmalıydı onyedi yaşım. En zehirli gözyaşlarıyla sulanmalıydı yüzüm. Ben hayatımın en saf en temiz aşkını yaşarken kendi içimde, sen yaşadığım duygunun adını aşk koyduğum için gülüyordun. Çünkü 21 yüzyılda aşk kelimesi şıpsevdi sakızlarının içinde hammadde olarak içindekiler bölümünde yeralıyordu. Ve sen benden önce defalarca çiğnemiştin o sakızı. Ben bunu daha yeni anlıyorum..
Yanağına bir parça öpücük konudurup uyandırdım seni. Aslında uyuma isteği değildi gözkapaklarının kapanma sebebi. Sadece o rüyayı görmekti. Ben se sana milyonlarda seviyorumlar biriktirmiştim avucumda gittikçe yobazlaşan bi türkçeyle. Üstelik mevsimlerden de yazdı. Yani benim bunları yaz mevsiminde anlayıp yazmam lazımdı. Bu ızdırabı yaz mevsiminde sindirip, dindirmem lazımdı. Çünkü yaz mevsimi, farzdı. Yaz mevsiminde her aşık, 382 km geride bıraktıkları sevgililerine birkaç satır bir şeyler karalayıp, üzerine sıvayı çekerlerdi. Çünkü yaz en yapmacık mevsim, en aşk dolu mevsimdi. Belki de bu yüzdendi bu kadar kırılıp, unufak olmam.
Ama sen benim bir kaç santim uzağımda uyuyorsun yine de. Ben yüzlerce kilometreyi sadece bir kaç santimetreye çevirip yanına gelmişken, sen sadece uyuyorsun. Uyu sevgilim. Uyku iyi. Zaten uyanırsan adı karışır tüm mevsimlerin, secereleri karışır bütün ayların. Sen uyu zaten hep. Eğer uyanırsan, saklandığı yerden taşar mabedim. Tüm sınır çizgilerim mayınlarla patlar. Uyu ve sakın gelme bana. Uyanırsan, kırmızı adından utanır, adını rededer. Yaz mevsimi beni redered, mayıs ayı bizi rededer. Tarih geçmişi rededer. Tüm dengeler suyun içine batmış gibi alt ve üst kavramına yenik düşer. Uyu se savgilim. Uyu ki büyümeye devam et..

31 Ekim 2009 Cumartesi

zat-ı meçhul


Beni en çok kıran, kanatan ve yıpratan sevgilim.
Ne çok özlemişim gecenin kör vaktinde sana kör duygular kusmayı.
Bi yaz günü gitmiştin hani. Gözlerimden kan akıtana kadar ağlatmaya yeminliydin..
Şimdi kurumuş dudaklarım ve gittikçe kuraklaşan iklimim bi işaret olsun sevginden.
Şimdi gözyaşlarımı tam yüreğine damlattım. Bak, bak yanmış olması lazım.

Beni en çok üzen, ağlatan kanatan sevgilim.
Seni bana veyahut beni sana eksik bırakan hangi parçasıydı puzzlenin?
Neden inşaa ettin bu çin malı aşılmaz duvarları?
Hatırla, ben sana hep ağlayarak gelirdim bi çocuk rolünde.
Sevinçten kalbim göğüs kafesimi delicek diye korkardım, canım acırdı.
Hatırla sevgilim, mutlaka hatırla gözyaşlarımın nasıl tuzlu olduğunu.
Bir damla sevgi düşsün diye kalbine kaç geceyi uzattım, kaç günesi doğurdum bilemezsin.

Beni en çok hırpalayan, yerden yere savuran, kanatan sevgilim.
Hangi elinde saklıydı insanlığım? Sağ mı yoksa sol mu?
Kollarını kendi sırtının arkasında değil de benim sırtımın arkasına birlerştirmeni dilerdim.
Şüphesiz ki aşk hiç affetmiyor iğrenç ihanetleri.
Vücudumdaki akneler bundan bi hatıra yada bi bedel olarak kaldı.
Peki ya sen nerdesin?

Beni herkese küstüren, bencil sevgilim.
İnsanlığımdan çıkardın ruhumu, başka bir ben yarattın esaretinin gölgesinde.
Hiçbir şeyden şikayetçi değilim de,
Refakatçim olsaydı ömrün.
İşte o zaman dizinin dibinden ayrılmazdı ruhum ve bedenim.
Bunun üzerine çok büyük yeminler edebilirim..

Beni hep hayal kurmak ve onları teker teker kırmakla cezalandıran sevgilim..
Kalbimin sol tarafını sende unutmuşum yine.
Duygularım yarım, tebessümüm eksik.
Ağır bi bilançodan başka bişey değil çektiklerim.
Gel gör ki insanoğlu doymuyor ağlamaya ve ağlatmaya.
O zaman kim ödicek her gece ölmemin bedelini?
Kaç kız doğurucak annem benim yerime?
Kaçını evden kovucak babam benim gibi?
Kaç kişi giricek hayatına benden bi parça taşıyan?

Eğer hayat bi denklem, ikilem, problem veya sorunsa boş bırakın bunları. Bildiğim tüm cevaplar ağlattı beni. Giderken huzur dolmak istiyorum..

28 Ağustos 2009 Cuma


Fondan Şebnem Ferah - yağmurlar ile başıyorum. Yavaş yavaş bi sigara yakıyorum. Boğazlarımdan ritme uygun danslarla geçiyo duman. Gözlerimi kapatıyorum, Kafamı yaslıyorum geriye. Göğsümde bi sancı; sanki yaralı gibiyim. Maneviyatıma yüklü bi sızı. O kadar somut ki.. Düştü, düşücek bi damla gözyaşı, düşücek illaki düşücek..
Özlenen dosta bi demet sevgi ve biraz da hüzün. Mart ayını lanetliyoruz. Mart ayı soğuk, mart ayı kancık. Mart ayı yok.
Dışarı çıkıyorum bitmek bilmeyen sigaramla. Kafamı yıldızlara doğru kaldırıyorum. Cesaretim yok uzun süre bakakalmaya bi güzelliğe. Hemen eğiyorum tekrar. Düşücek o bi damla göz yaşı, düştü düşücek.
Sinirlerimi zorluyorum. Çeviriyorum kafamı sağa, sola, tekrar sağa, tekrar sola. Caddenin tam ortasında el ele yürüyen bi çift. Tekrar eğiyorum kafamı yere. Kısıyorum gözlerimi. Karanlık görüntü bulanıklamaya başlıyo. Dua ediyorum Tanrı'ya. Düşmesin o bi damla göz yaşı, düşmesin.
Epeydir ziyaret etmezken hastahaneyi, nerden çıktı ki bu özlem. Zaten doktorlar da kolumdaki sakinleştirici iğnelerinin izini, eroine bağlicak kadar şüpheli bi tavırla bakıcak kadar haklı. Çünkü gözlerm, altarı morarmış bi şekide küfür ediyolar baktıkları her şeye. Bir ona korkak, bir ona çekingen.
Eve gelip, yatağıma uzandığımda rüya görmüştüm. onu kan ter çinde uyanmak olsa da bu trajedi, drama tarzı rüyaları severdim. Uyanmak istemedim ama elimde değldi her zamankinden olduğu gibi. Düşmedi ama o bi damla gözyaşı, düşmedi.
Ellerim, saçlarımı çekmeye başladığından beri pek aram iyi değil vücudumla. Yanmıyor canım, acımıyor işte. Ne bir kesik, ne bir darbe, ne de br yanık. Neden tepkisiz? Anladım ki; hiç bir şey benzemezmiş yürek kanamasına. Düşmesin o bi damla göz yaşı, n'olur düşmesin. Düşerse eğer, nefesim de terkedicek beni. Bir kez daha ağlarsam, kaldıramicam yokoluşlarının gafletini. Düşmesin, n'olur düşmesin.
Zaten ben o'na koşarken yaralanmıştım. En çok kanı o'na koşarken dökmüştüm. Kaybolmuştum, ağlamıştım, üzülmüştüm. Ne gerek vardı bu kadar mazoşist olmaya?

Düştü o bi damla gözyaşı, düştü işte.

Haklısın; Bileklerimi kesseydim bu sözlere mana hücum ederdi..


Akşam üstü dilinden kalbime gelen bıçak darbeleri.
-Müsvette bi aşktan elimize kalanlar.
Bir de ben göz bebeklerinden öpmek istiyorum.
Bir de ben kalbini çantamın en gizli gözünde gezdirmek istiyorum.
Bu defa ışıklar söndü. Kalbin, tükürmeye çekindiğim o çöp kutusu gibi..

Artık ayrıldık! Aşkın bi tükürük gibi çıkıp geldi boğazlarımdan.
Yere tükürdüm. Mayhoşluğun kaldı.
Ayrıldık artık. Seni sevmek temmuzda yağmuru beklemek gibi.
Seni özlemek büyük yük kalbime.
Seni rüzgar yerine koymak, hakaret boğazlarıma, ciğerlerime, sigarama.

Tek celsede unut herşeyi. Unut sana bakışlarımı,
Unut gözlerimi, unut saçlarımı.
Geri ver mutluluğumu ve al geri boynumdan öpmelerini!

Siktir olup, gidiyorum işte kalbinden.
İt gibi ağlicam ulan!
Sümüklerimi yanına gelirken giydiğim kıyafetlerime silicem.
Rakı içicem, sarhoş olucam berduş edasında.
Bağırıcam çağırıcam umursamadan ibne insanları.
Arabesk dinlicem, kesip atıcam kalbimi.
İntihar edicem, canım yanmicak bi damla bile.
Siktir olup gidiyorum işte kalbinden.
Kıçına kına yak!


04:40 - Uykum kaçık, salak, deli, aptal!

-Kutsa beni nikotin (L)

23 Haziran 2009 Salı

Postmodern.


Bana yazdığın şiirleri kalbinin sol tarafında sakla.
Unufak et, puzzle tamamlıyalım yine seninle.
Ve sonra gözlerimdeki ateşte yak.

Postmodern umutlar ısmarla bana.
Sofiktike acılar serp üzerine,
Bir kaç kesme şeker de koy, dekor olsun.

Pesimist gülücükler koy dudağımın kenarına.
Ben gülerken ağlasınlar.
Manik depresif olsun diğer adım, yadırgamasınlar.

Bir ilham perisi bıraktım yanına.
Sırf bana yaz diye.
Öznelerindeki yerimi bi başkası alırsa, öldürecek seni.

Hümanist bi intihar çizdim ikimize.
Zaafın var bilirim.
Koşarsan, tadacaksın tüm hazları.

Senin tek burukluğun benim.
Bana minik, koşar adımlarla gel..

Otistik ruh hali


Yorgunluk, bi kuş kadar hafif olma arzusu, Sigara dumanının ciğerlerindeki basıncı, binbir günah, bir sevap, binbir acı, tek bi sızı, kırık buruk unufak hayal parçacıkları. Kafamın içinde gezinen çengel işaretlerinden kurtarabilicek birisi lazım düşlerime. Sol kolumdan tutup bi hamlede zifirinin baskısından, beyazların hafifliğine kavuşturucak birisi lazım sadece. Çok şey istemiyorum. Tek bi şey istiyorum hayattan. Tek bi kişi. Tek bi beden, tek bi ruh. Kendimden geçercesine güvenmek istiyorum sadece. ''Sade''ce istiyorum kalbini, sevgisini. Çocuk saflığında olsun istiyorum. Kendimi kurtarmak için kendimden kaçmam gerekli. Beni benden kaçıracak birisini istiyorum. Karanlıkta oturmak gün ışığından mahrum bırakıyo yüzümü. Tenimin zifiriye kaçması bundandır. Huzursuzum. oldukça huzursuz. Alkolsüz kaldığımda damarlarım isyana başlıyo artık. Bi alkolik gibi bağımlıyım sanki kedere. Özenle büyüttüğüm papatyalarımın, aslında kaktüs olduğunu göremicek kadar körüm. Bile bile lades şeklinde seviyorum onları. Ellerimin kan içinde kalmasına aldırmadan, sarılmak istiyorum kaktüslerime. Bi yerden sonra acıyı hissetmezmiş insan. Ben, kaktüslerim beni şah damarımdan öpsün istiyorum. Devrik cümlelerimden, devrik sevgilerimden sıyrılıp bi roman olmak istiyorum. Hepsini geçtim. Taşıdığım bu mazoşist, orospu ruhlu aşktan kurtulmak istiyorum. Her gece bir iğne yemek, iğnenin deliciliği değilde, iğneninin sebebini düşündükçe kan ağlamak, bileklerine bakmak ve hatırlayamadığın, hayatından her gece eksilen bilinçsizce bi yarım saat geçirmek, sonrasında balkona çıkıp orospu dünyanın gelmişini geçmişini düzercesine çığlık atma arzusu, ve kendini, koşan bi atı dizginler gibi gemlerinden çekerek, beline topuklarınla vura vura durdurur gibi dizginlemek zorunda olmak. Ördüğün duvarlardan hiç bi defolu ruhu geçirmemene rağmen, kendi ruhuna düzenlediğin kaoslar, yağmalamalar. Üstelik buna tek bi aşk kırıntısının sebep olması. Aşşalık. Pislik. Orospu ruhlu bi aşkın sebep olması. Çok olmaya başladı. şimdi o kişi de gelmesin. istediğim tam anlamıyla tekbaşınalık ve bencillik. Yapamadıklarımın sayısı hayli az ama yaraları ayrı ayrı büyüktür. ve o yaraların kabuklarını yolmak, ağlamaktan zevk almak gibi. Yenildim. Ya da gafil avlandım, ne önemi var ki. Şu yazının satırları arasında sıkışıp kalıcak kadar küçük değildi ruhum. Kurtulamıyorum. Sadece kurtulamıyorum.

20 Haziran 2009 Cumartesi


İnsan denilen sevebildiği kadar yer kaplarmış.
Ne kadar var olduğunu kestiremyorum.
Bir kere daha sarılsam sana,
Yan sanayi bi ütopya olup çıkar dünya.

Nefesim çığlıklarımı kısıtlıyor.
Hazmedemediğim sevgimin içimde hapsolup kalmasından rahatsızım.
Her saniye büyümesi cabası mı bilemem ama,
Damarlarımın isyanını hisseder gibiyim.

Nikotini senin yerine koymak canımı sıkmaya başladı.
Bir izmarit daha katıldı kültablası manzarama.
Kapma alanınızın dışındayım,
Bir paket murattiy'le başbaşayım.
Şu an sadece nikotine plotoniğim,
onun umrunda değil.

4 Haziran 2009 Perşembe


Geçmiş fazla ağırdı bugün.
Cam kenarında kahvemi içerken birden yanımdasın sandım.
Hani o sevdiğin tekli koltukta iki kişi oturuyormuşuz gibi sıkıştırdım kendimi.
Yağmur yağıyordu bir de. Kafamı yaslayacak bir destek eksikti sadece.
Yüzüm ıslandı, şaşırdım yağmur yüzüme yağıyordu sanki.
Sanki ben bir ölüyü anar gibi andım bugün seni.
Sanki bir ölüyü özler gibi özledim.
Ve ilk gidişin gibi yağdı damlalarım.
Fazla daldım senli-benli haşırneşir dünlere.
Özlemek, sahiplenmek çok tuhaf ve çok vahşi.
Zaten ben bu yüzden katlettim bizi.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Son


Zamanın akışı kadar hızlı kalp atışlarım.
Düşüncenden arınırken kesilir soluk alışım.
Gecenin içinde tenimi acıtan rüzgarlar kadar şeffafım.
Bir tek sen varsın düşüncemde,
Ben uyurken bile ismini sayıklarım.

Öpüşünü hatırlamak param parça eder zihnimi.
Ziyanı yok, ben sadece gülüşünü hatırlayamadığım için yanarım.
Ve bir tek rüzgarlara şükrederim.
Bu kadar kısa değil hislerim.
Sana yazdıkça kanar, küfür eder ellerim.
Anlatamaz hiç bir lugat kalbinin sıcaklığını, eririm.
Bilinç altımın sahibi senli dünlerim.
Kim bilir belki bir daha kokulu boynundan öperim.

27 Mayıs 2009 Çarşamba


Yüzünün yarısına vuran ışık gibi, yarım vurmuş aşk kalbine.
Karanlık kısmımıydı payıma düşen yarın?
Bir çakmak aldım ve sigaramı yaktım.
Çakmağı attım,
sigaramın ellerin kadar küçük ışığıyla
tanımaya çalışıyorum yüzünü.
Öyle ya
En güzel aşk zor olanmış..

Nikotine platonik.



Her sigarayla yeniden canlanıyorduk
Sanki içime nikotini değil de,
Seni dolduruyordum.
Sigarayı bu yüzden
asla bırakamam sanıyordum.
Şimdi ise
Sigaramı, içkimle aldatıyorum..

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Hatırlıyorum..


Hatırlıyorum;

Onun gözleri küçücüktü.
Ne zaman derin derin bakmaya kalksa, dayanamaz kaçardı.
Korkaktı. Gördüğüm en korkak gözlerdi..

Kalbi, dünya kadardı.
bu yüzden benimle birlikte herkesi taşırdı kalbinde.
Hudutsuz bi biçimde sevebilirdi, benden başka bi çok kişiyi..

Elleri hiç bi zaman ısıtamazdı.
Kanı çekilmiş gibi soğuktu, ısınmazdı, üşürdü, ısıtamazdım.
Yetmezdi. Farklı sıcaklıklar peşindeydi.

Dudakları sürekli ıslaktı, çatlaktı.
Sigarasının izmaritini hep ıslatırdı.
Isırırdı sürekli dudaklarını. Çekinir gibi..

Nefesi hep mis kokardı.
Kıyamazdım nefesimi nefesine değdirmeye.
Korkardım, kirlenir diye..

Sözleri alabildiğine afilliydi.
Alkol etkisi yaratır, başımı döndürürdü sürekli.
Sonra baş yarıcak kadar ağırlaşırdı, duymak istemezdim.

Sesi kalın ve huzur vericiydi.
hep dizinde yatarken, o bişeyler anlatırken uyuyakalırdım.
Huzur verirdi, çok kez de huzurumu çalardı.

Burnu kocamandı.
Bi çok gidişini buna bağlardım.
Burnu büyük insana kimse yetmez, beğenemez kimseyi derdim.
Yetemedim ama yetenlerin sayısı oldukça çoktu.

Saçları siyah ve hep dağınıktı.
Bi çok kez kayboldum o siyahlıkta.
Bi çok kez mutlu oldum aynı dağınıklıkta.

Yüzü, bebek yüzü kadar güzeldi.
Üzmezdi kendini. Gözaltı torbaları bu yüzden yoktu.
Bi kere bile görmedim benim için, bişeyler için ağladığını..

Omuzları dikti.
Kolay kolay yıkılmazdı, harab olmazdı.
Güçlü bi yapısı vardı, güç verirdi..

Onunla zaman su gibiydi.
Nasıl geçtiğine anlamazdım, doyamazdım bütün ağırlığına rağmen.
Acı bi tatlılığı vardı. Demiştim ya alkol etkisi yaratırdı..

Onun aşkı, karşılaştığım en yıkıcı şeydi.
Hiç kimse beni bu denli yaralamamış, bu denli üzememişti.
Hiç bi zaman bu kadar uzun sürmemişti toparlanmam..

Görüyorum ki hayat yine beni güldürürken ağlatıyordu..
Çünkü ondan kurtulmak, bendeki ona kavuşmaktı.. Kahkahalar atarak ağlamıştım.. Hatırlıyorum...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Ben bu gece gide/öle-cektim..

Yıldızlarla buluştu yine akrep-yelkovan ikilisi..
Yine gözlerin siyah bir matemde kaybolup gidiyor..
*Yanımdasın, neden dokunamıyorum? (Birisi kırıyor bütün hevesimi.. Bir şeyler yada..)
*Deniz de güzel bu gece aslında..(saçmalamak cazip geliyor susmalarımızdan..)
*Deniz bizim bu gece..(devam ediyorum) Yakamoz bizim, dalgalar, balıklar.. Ne varsa bizim..

-Beni güldür! (katili oluveriyorsun herşeyin.)
Elinin tersi yıkıyor bütün geceyi..
Can-ı canan-ı kanatıp da kaldırıyorsun kafanı gökyüzüne..
Ne fark eder bi kalp daha katılsa koleksiyonuna İddialaşma benimle bayım!
Bu gece ipler senin fakat gurur benim..
Bu gece kontrolüm sende kafat aklın bende..
Yavaşça koy kaderimi yerine..
İşimiz bitti. Artık gide/öle-bilirsin...

18 Mart 2009 Çarşamba

Eda'ma...

Değişim iyi. Yolculukları sevmezdim pek fakat birikince içine duygular o uzun yollarda düşünmek için çok kez kafan patlıyor. Soyutlara yüklüyorsun kalbini ve zihnini. Hiçbir şey kontrolün altında olmuyor -18’sen. Radyodaki çalan şarkıyı değiştirmek elinde değil ve bi o kadar mahkûmsun bi sonraki şarkının merakına. ‘Ben çok şeyden arındım’ diye bırakmışım en son kalemi. Öyle olduğunu sanmışım sadece. İstemezdim ama komik ki istemek bile elimde değil. Yollar bile arındıramazsa insanı, yağmur bile akıp götüremese içindeki zehirlenmiş duyguları ne çözüm olabilir ki başka? Belirsizlikler var sadece. Bi kâğıdın sonuna gelmişsen ne derece sığdırabilirsin ki cümlelerini? Bi yerde bitmeli mutlaka. Gitmeli o vazgeçilemeyen. Ve peşi sıra yitirmelisin bi yerde ağlama krizlerini. Şerefine yaktığın sigaraları söndürdüğün gibi. O sigaralar gibi olmamalı sonun ama. Küllerin kalmamalı. Duman olup uçmalısın yeni gülüşlere. Ve her sigara da yeniden doğmalısın. Kül tablası niyetine kullanmamalısın ruhunu. Etine ne kadar zarar verirsen o derece zorlaşır unutmak. Ruhuna söndürdüğün sigaralar ilk günkü gibi hissedilir. Bi tek iplikle bağlıdır sadece nefes alış-verişlerin hayata, tek bi kişiyle değil. Tek bi seferlik yaşanır aşk tüm güzelliğiyle, hiddetiyle, büyüklüğüyle. Tek gidiştir yollar aslında. Dönüşleri yaratan kaderdir sadece. En görkemli gitmekse tek gidişi olandır sadece. Konabiliyorsan eğer yeni dallara kazanan da sensindir kaybeden de… Marifet gitmekte de değildir aslında. Marifet unutmakta… Filmin bi sahnesinde hayat bulmamalı anılar veya kapatmamalısın o en derinlerdekini hatırlatıyor diye… Sonuna kadar izlemelisin sadece, yüzünde küçücük bi tebessümle…

21 ocak 2009

11 Mart 2009 Çarşamba

Rüya kapısından geçişlerde kayboluyorum nedense


İzlerini sayarken buldum bu kalbi kumsalda. Dalga alıp götürecekti zor tuttum. Birden değişti aklına gelen herşey. Kumda kalaler belirdi heryerde. Birisi elimden çekti aldı sonra o kalbi. Bulutlar siyahla buluştu ve deniz tepkisini belli etti daha sonra. Yıkıldı kumdan kaleler, umutlar, hayaller...
Koşarak kaçtım asvalt monotonluğuna. Nasıl yaralandığımı fark edememişim. Bıraktığım kırmızı ayakizlerinden bulmuş olmalı sensizlik beni. En uzak yerler yakınlaştı birden. Öyle bi deli zamandı ki gökyüzüne çarptım kafamı.
Temasımla karardı.
-Yıldızsızdı.-
Bilseydim kafamı koparmayı tercih ederdim. Umudumu saklamışım mavi-beyaza. Kayboldu gitti o da.
Sen'le taşan kalbim hümanist aklımla harbe girdi. İçim kan gölüne döndü, yansımanı gördüm.
İçimden çıktım seni aradım yanımda sensizlikle. Alçak olucak ki kandırdı beni. Senin olduğun kapıları bir bir kapatmış meğerse.
Şimdi buz kadar dondurucu güneşin kavurduğu yerler. Şehir soğuk, dondurucu, korkutucu! Sen yoksun. Hatıraları kurcaladım biraz. Gülüşümü tam dudağının kenarına bırakmıştım. Gördüm ki gözyaşın alıp götürmüş onu. Ağır gelmiş olmalı..
Hataların telafisi olmazmış. Haklıymışsın. Şimdi sen gel-sen de kabul edicek bi kalp yok burda. Bi beden bi ruha uyup soyutlaştı. Karanlık kadar kararsız ve hilekarlaştı... Bulmaya cesaretin yok. Korkuyorsun, üzülüyorsun, için yanıyor... Sen göremiyorsun.!!

3 Şubat 2009 Salı

S'onsuz sandım yine dünyayı! (:

Beyin damarlarımın parmaklarıma verdiği emirle yazıyorum sana bu yazıyı. Birazda alkolün etkisi var tabi. Bilirsin, ben sadece alkol aldığımda dürüstüm, safım sana. Ama o da olmuyor ki. Alkol kaçırıyor bütün masumiyetimi. Sen bana kızardın hep biliyorum ama sana bu günlerimi anlatmak zorundayım. Sadece bil diye...

Sensizliği bedenimde ilk hissettiğim an büyük bi boşluktu benim için. Bilincimin beynimden siktir olup gitmesiyle seni kaybetmek bir oldu. Bocaladım açıkçası. 3 veya 4 günlük süreyle manik depresif kovaladı peşimi. Ne yalan söyleyeyim 3 4 gün oyalandık onunla. Hep seni hatırlattı bana. İsmini fısıldadı sürekli kulağıma. Güldüm ilk baş sonra ‘terk etti seni’ diye yıktı her şeyi tekrar tekrar başıma. Kovdum onu sonra. Küfür ettim bağırdım çağırdım. Yine karanlıktı ortalık. Bi kez daha hatırlattı seni bana. Yürüdüm üstüne çığlıklar, bağırışlar, tehditler, daha neler neler… Bi çocuk masumluğu çöktü üstüme sonra. O da 4 5 gün takıldı ve siktir oldu. Brütüs çıkageldi tekrar... Ah o sadık dost. Bu sefer dostça yaklaşmasını ben engelledim. Belki sarsın istedim aynı sen gibi. Fakat tutmadı tabi yerini. Yokluğunun yanında bile her şeyi aciz bırakacak kadar asil damarlarım yoluyla vücudumu tavaf eden aşkın. Duvarlara çarptım bir sürü. Yığınla yara var vücudumda. Özlemin verdiği tatlı acıyı bi daha olmayışın ihtimaliyle harmanlandım. Sokaklarda gezerken bi denklem vardı dürtükleyen. Neydi… neydi… neydi… Bakma rol kestiğime. İşime pek gelmiyor hatırlamak. Bu gece oldukça uzun oldu. Elimde değil bu cümleler ben istemeden çıkıyor. Yazım hatalarıyla dolu bi defterim ve yapım hatalarıyla dolu bi hayatım var. Avuçlarımda ellerini görmek isterdim, kırıntılarını değil…



***S’onsuzlukta olduğumu sandığım bi zaman diliminde, değeri sokak lambasını dibinden gökyüzünün tavanına kadar uzanan bi zat için yazılmıştır!

31 Ocak 2009 Cumartesi

Film şeridi ####

Gece saat 02:02 karanlık .
Ve yine dalıyor icime eli silahlı adamlar
Gizlice sevdigimin karnındaki ceninin vucudunda jilet izleri.
Rüyalarımın ismi boğazladım annemi üzenleri diyenlerin hayalleri.
Kafamda bakire bir orospunun zevk cığlıkları kadar rahatsız edici bir huzursuzluk.
Hem sağır hem dilsizim. Durmadan omzuma vurulmuscasına acıyor canım.
Ve amına koydugumun sigarasına her bitişinde küfrediyorum.
Lanet bir drumun en can alıcı trafıyım.

İçkimin kimyasında yeşil peri var. Sesleniyorum ama bi türlü gözükmedi!
O da kancık çıktı. yine yanılmadı düşüncemdeki küfürbaz.
5. kadehteyim. 3den sonra bi ara içim yandı,isyan etti, kudurdu fakat duygusala vurdum bu sızıyı.
Bok gibi içiyorum son günlerde. Şu sıra yanımda olan tek warlık kafamdaki şıllık. Yeterli..
Ve rüyalarıma giren bi ışık ezbrimde. Matem mi ne deniliyor. Neyse umursamıyorum.
Biraz önce bi film şeridi geçti gözümün önünden. Benim hayatımda değil hayatlarında yara bıraklatıklarımın hayatıydı.
Biliyorum bu sahneyi ahbap. Maskem düştü bi dakika. Makyajımı sildi damlalarım. Sahneden kovdular.
Yaşadığım sonun çok farklı olması wardı hep hayallerimde. Ne mutlu bana ki tanrım yaşadığım değil yaşattığım acıları
göstererek uğurluyor bu dünyadan.
Ve gidiyorum sorgusuz, sualsiz, hesapsız hatta kitapsız.
Gülümsüyorum..
ama içmicektim! o kadar çok içmicektim!
Hoşçakal küçük fahişem...
Galiba bağlanadığım pamuk ipliklerini kendim çözüyorum. Kasetlere kaydedilmiş bir çığlıkla veda ediyorum sana.
Yorgunluğuma ver . .

ve siktir olup gideyim artık burdan. Çokta umrumda değil nefes alıp verme monotonluğu...
tam da istediğim bi bişey bu!
Anasını satarak gidiyorum!
Gidiyorum...



Onur Konya & Neslişah Özkan 3bir. Ocak . 2oo9

13 Ocak 2009 Salı

Günlük.!


Sonunda tükendik. Tükettiler veyahut. Artık tanımsız kelimelere sahibim. Biraz daha anlam yüklenmiş sözlerime. Ne kadar birikmişim defterimde, daha bu gün açtım baktım… Lise mutluluğu işte, en fazla ne beklenebilir. Derdimde birikmiş meğerse… Özlediğim dostuma anlatırken fark ettim… Ve kaybettim. Yapraklarım da kurumuş… Son yaprağımdı o acı veren zat. Biliyordum da düşeceğini, düşmesin diye bakardım… Ve seyrine daldım sarılığının… Ben uyurken gitmiş insaflı ya hani. Kaybettik işte. Üstelik kış mevsimlerden bide. Ben hep özenirdim sevilenle el ele yürümeyi yağmurda. Tek şemsiye olsak derdim her damla yüzüme vurduğunda. Heyhat. Tortuların takıldı boğazıma. Gıcık yapıp duruyor sürekli, gıcık! Şükürler olsun ki Tanrım cımbızla çekti aldı onu. Kene gibi yapışmış sanki. Kafan kaldı bitek zehirliyor işte. Ne diyim ki yani. Ben artık aşk falan istemem ahbap. Ferhat - Şirin hepsini geç sen şimdi. Siktir et Leyla’yı, Mecnun’u. Aşk bi duman artık bu zamanlarda ve çöllere vurmak kendini sırf Abazalıktan. Kalma yanımda. Kalma işte. Nikotin tadında bi aşk yaşadım en son. Ders arası teneffüslerde bile zehirlerim ben kendimi. Ne bilirsin ki sen. Tutuşunda meymenet yok aşkı. Bırak bırak. Beceremiyorsun işte. Çekme içine. Çekmesene lan. Bırak at onu hadi kalbinden. Zararlı sana kör!!! Dedim ya sana, ben artık aşk falan istemem ahbap. Beceremiyorum . Beklentileri çok olsa gerek. Görmezden de gelmez büyük kaçamakları. Batar gözüne gözüne. Sonra da getirir senin beynine beynine sokar onları. Alamam göze. Gözlerim hassas çünkü benim. Hemen damlalar döküyo. Bi de mevsim bulmuş kendine. Sonbahar. Neden diye sordum siklemedi beni. Piç işte. Bak yine hatırlatıyorum. Ben artık aşk falan istemem. Çenem düştü yine. Konuşturma beni işte ahbap. Zararlı diyorum sana. Heceliyim bi de istersen. Yok yok o kadar mı salak sın yoksa? Tamam o zaman tamam. Sustum ben. Sustum ama demiştim sana. Dedim ya biraz önce. Hatırlasanaaaa…

11 Ocak 2009 Pazar

Affedersiniz..
17 sene 9 ay öncesine kalkan bi otobüs yok mu buralarda?
Lanetlemem gereken bi gün var da oralarda.. Engellemem gereken bi tanışma..
Çabuk olun Lütfen. Her geçen saniye biraz daha zehir doluyor içime..
Bi kişi eksik olsa n’olur ki dünya da ? Ben hep sert şarkılarla besledim ruhumu
Çok kişi kırdım… Kırdırdılar ya da… Hatalar yaptım yığınla… Telafi değil gitmek istememdeki sebep. Yok etmek sadece! Ben telafileri sevmem. Ben sizi de sevmem. Ben kendimi de sevmem. Ben kimseyi sevmem aslaında!
Hadi. Biraz acele edin lütfen. 2 inanın kaderini yazmam lazım daha. Daha kurtarmam gereken iki masum çocuk var oralarda…
Vücuduma vuran stres elektriğini kesmem için uzun bi yolculuk lazım bana… 17 sene 9 ay uyuyarak geçirmem lazım o yolu. Rüyalar görmek istiyorum tüm renklerin olduğu. Ben rüya pek görmedim de…
Acele edin artık biraz daha! Lütfen. Planladım ben her şeyi. Ben işimi bitirirken orda siz derin bi uykuda olucaksınız… Üstüne kumlarımı da atabilirim belki giderken… Her bi parçamı birinize… Bi tek kalbimi saklarım kendime. Ama o iki insanın yanına, hayatının bi köşelerine çaktırmadan sıkıştırıcam bu yazıları… Sonra da kuş olurum belki… Güzel fikir dimi?
Hadi artık. Sigaram da bitmez üzere… Gitmem gerek. Ben bu günleri pek sevemedim de…

Halim ve Yarim

İyileşeli bilmem kaç gün!
Saniyelere dakikalarla kavgalı.
Zaman geçmek bilmeyen bi kancık sanırdım.
Yanıldım… Bi çok kere yanıldım.
Kapılmakta neymiş!
Ben bağlandım… Damarlarımdan bağlandım.

Yanında birkaç kaltak.
Sendeki kalbimi bana geri verir.
İstemedim ki. Bıraktım.
Hatta fırlatıp attım.
Gerek yoktu hayatımı paylaşmama.
İnandım ama. Çocuk gibi inandım…

Bi kuştum..
Afili sözlerdi kanatlarım..
Uçmamı sağladın. Minnettarım!
Gülüyorum… Ve kabul ediyorum…
Çok büyük bi aptalım!

Hayat

Doldurduk keseyi ağzına kadar gözyaşlarıyla.
Efkârlı şarkılarla tetikledik kalbimizi.
Yoğun yaşanmaz oldu artık duygular.
Ve eften püften şeyler yer aldı artık sevgilinin yerine kağıt-kalem ikilisinde.!
Kavanozlaşmış bi şekildeydik yoğunlaşırken nöbetlerimiz.
Kavanozlaşmıştık çünkü içimizdeydi her kelimemiz.
Biri açarsa kapağımızı öğrenilirdi ancak hiddetimiz.

Sigaramın dumanından bulanık gözükmemeli hayat!
Veya içki sebep olmamalı sarhoş mutluluğuma.
18’den yarım eksik şimdi her şey... Kısıtlamamalı beni!
Yaşıyorduk ya hani doya doya… Zamanın farkında olmamak geliyordu içimizden.
Çünkü eve gidiş yolları hiç renkli gelmiyor bize.
Ve özlemek… Havanın 40 derece olduğu zamanları özlemek…

Zamanlarım karıştı sanırım… Geçmiş mi? Gelecek mi? Şimdiki zaman mı?
Tadıyorum da… Bilinçsiz konuşmak gerçekten can sıkıcı.
Siz farkında değilsiniz ama?
Sürekli bi alış-veriş var somutlaştırdığımız varlık ‘’hayat’’ la aramızda.
Bir şeyler götürüp duruyor sürekli! Kancık!
Bense sadece gülüp geçiyorum bu duruma…
Ve ‘’ Üstü kalsın seni aşşalık’’ diyip kadehimi havaya kaldırıyorum... (:

Bişeylerimi qötürdün yine hayat! Bocaladım bak yine. Büyük bi parçamdı sanırım...
Hayal qibi bişeydi sanki... Sanki umut gibi bişeydi...
Tebessümümü mü çaldın yoksa yüzümden ?
Nasıl bir tabiat sundun ki bana, havada 45 derecedeyken sıcaklık üstüme karlar yağıyor…
Her defasında yapmak zorunda mısın bunu?
Hiç adil değil bu hayat. Haykırıyorum gene… Bir tek sana isyanım artık… O öyle konuştu ki süpürdü beynimden kırıntılarını… Hatırlamıyorum... Kim di? Neydi? Yine seni suçluyorum… Yine gözyaşlarım senin yüzünden… Telafi et hadi hatanı… İhtiyacım var bak açıkça söylüyorum… Gitmeler istemiyorum. Öyle bi gel ki bana hayat gidiş biletleri olmasın… Ya da kanatmasınlar artık ellerimi! Korkuyorum kör olmaktan… Hatalarımdan kaçıp lugatıma sığınmaya çalışıyorum. Beceremiyorum sanırım… Biliyorum aslında… Her şeyin sebebini farkında olarak yok sayıyorum… İnkâr ediyorum… Sonsuz tebessüm karşılığında değişebilirim her şeyimi sana… Yok sayabilirim tüm güneşimi, gecelerimi… Sonunu bildiğim bi hikâyeyi oynuyordum sadece… Sadece anlık mutlulukların avındaydı aslında kalbim… Bile bile lades oldum da bekledim ben mutluluğu… Sonunu da görüyordum aslında da dedim ya kendimi kandırmayı seçtim ben… Çığlıklar arasında kayboluyorum şimdi… Hani bi boşluksun da sen ben nereye düşeceğimi bile görüyorum… Birbiri ardına yudumladığım viskiler, sigaralar tuz gibi basar ya kalbimin en derin yarasına… Suçlama beni... Ben biliyorum bana iyi geleni…

Yanılmışım… Paylaşmaya çalıştığım hayatımı onun ellerine teslim ederek yaptım son hatamı… Bak son diyorum ama aldırma sen… Bilirsin sonlarımı… Her biri farklı bir başlangıç aslında ama ses çıkarma… İzle sen sadece usulca… Müdahale istemiyorum… Bir parça tebessüm ver sen yeter hayat! Sen bile uğrama şimdi semtime… İstemiyorum.
Acaba bi kadeh daha viski koyabilir misin?

Bi günaydın mesajı!

Bu qece senin kokunla qidiyorum yataqıma..
Soğuk işlemez bu qece bana.. Çünkü parmak izlerin war tenimde.
Dudaklarının ıslaklıqı war hala dudaklarımda..
Geçmişe hapsettim şimdi kendimi..
Dün içinde bi yerlerde esir kalıwerdi aklım..
Tarifsiz bişey ki şizofrenik kahkahalar atar kalbim..
Hafızamsa intiharların arifesinde..
Elimde bitmicek kutsal suyla dolu bi şişe.. Sarılarak uyuyakalıcam farkında değilim..
Biz demek ne derece doğru kestiremiyorum..
Sen yağmuru sewerdin..
Kendi yağmurumu yaratıyorum qözyaşlarımla senin anına..
Acı verici belki ama.. Gel diye.. Tekrarlansın saniyeler diye..
Yaşamalıyım.. Öyle olmalı ki saniyeler saat qibi qeçmeli bu sefer.. [özledim..]
Her saniye bilmem kaç saat. Sen hesap et bide yüzümünün nefesine susamışlıqını..
Tek bi korkuya düşürdüm smdi qecelerimi.. uykusuzluk üstüne milyon kez düşünmek qerek bunu.! Bi tek o zaman sindirebilirim.
Kaç bıçak saplanıcak wedalaşırken kalbime?
Sanırım uykuya dalıyorum sana günaydın derken.. Rüyalarımda görüşmek üzre kalbimin diğer yarısı.. Günaydın..



01:42 / 8 aralık 2008 Pzt.


** Hikayenin Pollianna Kısmı..

Bu sefer melodilere yazıyorum..
yavas yavas içimi okşayan bi sesle, qünaydınlarla qüne başlıyorum..
mide we baş aqrılarımı hissedemicek derece kaplamşken beynimi,
yeni bi aydınlıkta qüneşin beyaz ışıkları yüzüme wururken ilk defa lanet etmiyorum..
ve artık bulutlarım bembeyaz..
Nikotinin vucuduma yüklenme oranı bile düşmüşken,
Sabırla, özlemle, aşkla beklerken, warlıqına binlerce kere şükür derken söyle bana tanrım!
Kim soldurabilir bahçemdeki çiçeklerimi..
Ben ilk defa mutluluğa yazıyorum..
Sol omuzumdaki meleğim bile beyazlar qiydikten sonra söyle bana tanrım hanqi kuvvet karartabilir aklarımı?
Heryer bembeyaz.. Kar qibi sanki..
Dedim ya ben ilk defa mutluluğa yazıyorum...


_________



** Hikayenin '' Brütüs '' Kısmı..


bi aşkın ardına qizlenen yalanlarmıydı ellerimizdeki kanın sebebi?
yada soğuk ve karlı bi qece o bembeyaz dediğimz bulutlarımızın kana bulanmasına sebep ihanetmiydi?
beyininin kendini kitlediği an [ düşüncelerde onla buluştuqun zamana tekabül eder bu ] ruhsatlı ölüm makinanle buluştur ellerini..
tamam.. çocuğun qözyaşları buz damlaları qibi akıyorsa eğer.. üzülmem qerekir. Farkındayım ama.. ama.. biz onu kaybetmiştik..
yıldızlara bakınca mı qörüyoduk yüzünün kanlı kısmını? maabedinde qizliydi hüznü we aşkı..
sonra kıvırcık saçlarına sakladı qözyaşlarını.. birtek baska bedenlerle sevişirken bi yabancının ellerine takılınca ortaya çıkıyodu..
o an.. o an.. cinnet anı qeliyordu aklına.. we qözlerine hoplayıveriyordu küçük damlalar..
sewiyoruz onu..


* Ne şeklde olursa olsun yitirsekte seviyoruz kendi ellerimizle ölüdürdüqümüz aşklarımızı...


SONN

NoT: Benden Pollianna'yı dısarı çıkarmamı istemeyin ki bu söz konusu bile değil.. Çünkü her Pollianna kahpedir. Ve ancak benimki bu kadar budala olabilir..

Uğruna 5 bardak votkada kafayı bulup içindeki acının verdiği sancıyla gülüp, ağlayıp,bağıra bağıra, avaz avaz şarkı söyleyip tekrar tekrar ağladıktan sonra sadece bilmem kaç saatlik uyku uyuyup gözlerini kahpe bi geceye açıp almanca yazılısına çalışacak kadar aklını kaçırmış DELİ..!
O hiç uslanmaz aslında... Bilmem kaç yüz sayfalık kitapta aklını/aşkını aramaya koyuldu... Kesit kesit, kareler, yuvarlaklar, kalpler geldi midesindeki alkolle karışmış sindiremediği aşkını istifra ederken gözlerinin önüne..
Metallica - Nothing else matter dinlerken yılmaz erdoğan - sana bakmak şiirine bir anda, sadece 5 saniye içinde geçti.. (ve kalbi - aklı - fikri bu duruma tepkisiz kalır)
- '' Ahh.. Seni qidi kibirli budala. Ne masalı okuyorsun bana ha bebeğim? Bak ayağa kalkabilcek gücün bile yok.! '' dedi, güldü Brütüsü ona. ve kalbine kalbine darbeler aldı. Her saatin bir tik-takı nefesini ona borç veriyordu. Belli..

Uslanmadı uslanmaz.. Konuşmadı ama susmaz.. Gülmedi ama aqlamaz..

Bir ottan ne farkı war ki?

Brütüs: '' Dur bir saniye. O artık daha güçlü! Bunu da sıkıştır kalbinin bir köşesine! ''





VE BİTER.!

kahrolası

kapat ışığı.. karanlığımla kalmak istiyorum..
Sende git hadi.. Umrumda değilsin.. gerçekten..
Ağlamıyorum.. kıçıkırık hıçkırıklarımının sesi bu.. gülüyorum sadece..
Elvedalaşma bile giderken benimle...
Sesinin o cılız tonuna inan biraz olsun tahammülüm kalmadı..
Dur bi dakika.. Giderken perdeleri de kapat.. Sabah yüzüme vuran güneş ışığına lanet ederk uyanmak uğursuzluk getiriyor..
Benim ayağa kalkacak mecalim yok da..
Tamam en iyisi hadi git sen..
Çenemi bilirsin konu sen olunca kapanmaz bi türlü. Lanet olası!
Şu mektuplarını çiçeklerini de çöpe at bi zahmet..
Ben dokunamam.. İstemiyorum.. Parmaklarımda, bedenimde izin kalmasın bi nebze bile..
Dur! Son olarak..
Kaç beden kirletti yatağını.. Kaç aşşalık ruhun artıkları kaldı kahrolası bedeninde..
Kahpesin dimi?
Hayır bi dakika cvp werme.. wazqeçtim.. duymak canımı yakıcak sanırım..
Hadi git artık kahrolası.. GİT!


NoT: o kadar eski ki! Senesi dolucak!

Kaçamadım..

Kendmle çatışmalarım.. Yükseklerden düştüqüm de kendi içimde kendimi aradım.. Gözyaslarım.. çocukluqum. anılarım.. tutamadım.. Bi qörüntüydü belkide hepsii.. Somutlardı belkide.. Dedim ya tutamadım.. hayata dair ne kdr birikmiş sözüm sitemim warsa çöpe attım.. Kendimi aradım.. Bulduqumu sandıqım sadece bi yansıma.. Onun - bnun - senin yansımasymış.. Ne kadar çocuk olmuşum.. Ne kdar kaptırmısım kendmi büyümeyi unutmuşum.. Kendimden emin tavırlarım.. Burnu büyük konuşmalarım.. Yaklaştırmadım... Ruhunda defo olanları 1 adım bile yaklaştırmadım... Kendi ellerimle yıktıqım tabularım.. hırslarım.. Kaçınız saqlam kaldınız ha qeride bıraktıklarım? İntikam kan kokan bi çiçek.. Kaç leşim war sayamadım.. Kim qerçekleştirmiş ameliyatımı da almış içimden bütün nefretimi kinimi anlıyamadım.. Şimdi unutun tüm sölediklerimi.. Silin beyninizden yerimi.. Katledin hadi beni.. Koca bi kaosun içindeyim kayıplarım duyqularım we qözyaşlarım .. Yenildim sol omzumdaki meleqime.. Kaçamadım..

Melankolinin we sadistliqin doruk noktasında bi kız..
Gözlerde küçülmüş bi sinsi bakış.. we hain bi qlümseme..
Meydan okur qbi sanki.. sanki minimetrik adımlarla koşarmışcasına siyahın eşsiz cazibesine..
Hadi qit qidebilirsen ona.. Hadi dön dönebilirsen..
Bak elinde sözlerinden daha keskin bi ustura (kanlı )..
O ruhunu azad etmiş çoktan.. Çoktan sıfırlamış tüm bilincini..
Heryer siyah.. Sen bile.. Dünyası siyah..
Bi brütüsü war içinde onu terketmeyen.. ( o bile aklını yitirmiş..)
Mantık çok uzakta bi yıldız qbi.. Güneş'i sor ona..'' Yıldızlarım war benim.. Dolunayım war.. Brütüsüm war.. Ve bir de usturam.. '' Cewabı seni bile yeryüzünden 849784347 metre yukarı fırlatabilir..(korkutucu) İntikam istiyo..
Gülüş deqil qözyaşı istiyo..
HAKLI*
Kollarını açmış, sineqin vızıldaması qbi bi sesle ' Gellll..! ' diyo bak..
Hadi eceline koş bebeim..!

Pardon.. Korkuttum mu küçük ucube?

aşkı şarkılarda tatmak qüzel we acısız..
Biraz da mutluluk werici..
Bi düşün.. Birinin başkasına bu kadar asık olması we kelimelerin yetmemesi notaların üstüne eklenmesi [ahh.. o eşsiz uyum].. başkasını adına mutlu olmak qüzel..
Sanırım iyiliqin de payı war biraz..
Pehh!! Komik! lanet etmek qibi lanet bi duyqunun üstüne şükür - niyet ve biraz da sahte bi tebessüm eklenince Hades bile qelse kötü olduquna inanmaz hiç bi aptal yaratık..
Yani Herkez iyi aslında [İçinde benm Brütüs'm qbi tapılası bi warlık yoksa tabii..]
Ben şanslıyım..
Çünkü Benim Brütüs'm qörewini eksiksiz yapar we maaşsız çalışır (:

Şükürler olsun sana Brütüs. Hiç terketme qörew bölqeni..

Brütüs: Pehhh lanet olsun sana NesLi'm!! Ne saçmaladın bak qene.. (:

Gidene..

Ağlarken qözlrimin yandıqını farkettim... Kim bilirr... Belkide siqaranın dumanıdan olsa qerek.. ''Kim bilir?'' Kimse bilemez aslnda. Ne içimi, ne acımı.. Sen de qöremedin bak.. Derdim ne? hala niye bu qöz yaşları? Neden yazıyorum? Kime yazıyorum?... Neyin çabası bu? .... Bak ben milyon tane acımla.. Bak ben yine qözyaşlarımla karşındayım. Peki sen?.. Neyin war tek bi tebessüme sebep olabilcek? ''GİT!'' diyebilmeyi bile çok isterdim.. Ama sen karşımda bile deilmişsinki! Yine aynı sorular.. Kime yazıyorum..? Unutulana mektup bunlar.. Aslında boş! Hani bembeyaz, tertemiz bi safya qibi... Sana ilk qelişim qbi.. Lanet olası o kumsalda, dudaklarımın dudaklarında, zifiri bi qecede, ayrılış tarihi bile bilinen, bu denli aslnda plansz planlı, o an war sandıqımız, kendimizi kandırdıqımız kahpe bi mutluluk qibi.. Ne sen.. Ne ben.. yoktuk aslnda.. Biz yoktu.. Biz yoktuk.. Sana we bana dair hiç bişey yok aslında! .... Melodilerde, başka tenlerde can bulur artık ruhum... Yanmda olsan ne fayda.. Sen qöremezsin, duyamazsın melodilerimi, dokunamazsın tenime... Giderken sadece '' hoşçakal'' deqil, duvarlar da bıraktın bana.. Hani herkes qeçer de bi sen çarparsın.. Yine bi anlaşmazlık war orta yerde tam da aramızda duran.. Sen.. Ahh sen.. Sahip olduqum en büyük HİÇ! Söylemiştim ya hani aslnda boş bi mektup bu die! Sen aldırma qördüqünü sandıqın halisilasyon bu yazılara, yaşadıqını sandıqın anılara... Gözlerin de bozuktu zaten senin... Senin ellerin de çirkindi.. Senin dudakların... Dudakların da kocamandı zaten.. Sen negatifin ta kendisi.. Sen yoktun ya zaten. Şikayet ederdin ya hep haykırışlarımdan, bahanelerimden.. Bak sana bi bahane daha... Herşey senin yüzünden!!


19.10.2008